5 Ağustos 2026 Çarşamba
25 Mayıs 2026 Pazartesi
Jüpiter vedik astrolojide ‘şansı’ temsil eden gezegendir ama bu ‘şans’ kavramı içinde derin bir ‘sır’ taşıyor.. Açıklayayım.. Jüpiter vedik astrolojide aynı zamanda ‘iyimserlik’, ‘iyiye yorma’, ‘korkuya kapılmama’, ‘umudunu kaybetmeme’ konularını temsil eden gezegendir.. Yani binlerce yıl önceki vedik zamanlarda Jüpiter’e atfedilen ‘şans’ kavramı aslında şuydu; ‘İyimser olmak’ , ‘kötüye yormamak’, ‘korkuya kapılmamak’, ‘umudunu kaybetmemek’ işte bu ‘şansın’ ta kendisidir. Yani binlerce yıl önceki vedik astrologlar diyordu ki ‘’Kişi iyimserse, korkuya kapılmıyorsa, umudunu kaybetmiyorsa bu kişi şanslıdır!’’.. İşte Jüpiter’e vedik astrolojide ‘şans’ kavramının atfedilmesinin arkasındaki sır budur.. Jüpiter’in bir vedik doğum haritasındaki en ‘iyicil’ gezegen olması da bundan gelir, Jüpiter’e atfedilen bütün diğer güzel özellikler bu özelliğin yanında ‘ikincil’ önemdedirler.. Bir kişinin vedik doğum haritasında Jüpiter güçlüyse kişi kötüye yormaz, korkuya kapılmaz, kesinlikle umudunu kaybetmez ve iyimserdir! Ve işte ‘gerçek şans’ budur!.. Çünkü ‘düşüncelerimiz’ realiteyi oluştururlar, sürekli karamsar düşüncelerimiz dış dünyayı kasvetli, endişe dolu, huzursuz hale getirirken, iyimser düşüncelerimiz dış dünyayı mutlu, umut dolu, eğlenceli ve huzurlu hale getirirler.. Bu gerçek şanstır(Jüpiter) ve bu ‘mutlu bir hayattır!’ Bu nedenle Rumi şöyle diyordu; ‘’İyi şeylerden başka bir şey düşünme! Çünkü düşünce, suret dokumasının ipliğidir. Güzelleşen ve iyi olan düşünceden doğan her suret, güzeldir. Bir adam belada safa görürse, bela tatlılaşır. Hasta, iyileştiğini görünce ilaç, kendine hoş gelir. Kötüye yormak ve kuruntu yapmak insanı derdi yokken bile hasta eder. Onun için olaylara iyi bak. Sen kötü düşünceyi zehirli tırnak gibi bil. Bu tırnak derinleştikçe can yüzünü tırmalar.’’.Yani iyimserlik, korkuya kapılmamak ve her daim umudunu korumak ‘mutlu’ bir hayattır ve bu ‘şanstır’(Jüpiter).. Bu nedenle Rumi şöyle dedi; ‘’Gül düşünür, gülistan olursun. Diken düşünür,
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
4 Temmuz 2025 Cuma
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
Bilmelisin ki, varlıklara dönük ilahi yardım, kesilmez. Eksilirse, eksiklik yardımı alandan kaynaklanır, yoksa yardım eden yönünden değildir. Belirli bir durumda yardımın olmayışı Hakkın katına izafe edilirse, bu eksiklik, yardımdan mahrum kalan kimse hakkında bir maslahattır. Çünkü Allah yaratıklarının maslahatlarını en iyi bilendir. Bu nedenle Allah'ı bilenler, dua ederken belirli bir ihtiyacı belirlememelidir. Bunun yerine, bir belirleme yapmadan, kendisinde iyilik bulunan şeyi istemelidir. Nice insan vardır ki, duasında belirli bir şeyi ister, sonra -Allah'ın bildiği bir hikmet nedeniyle- ihtiyacı karşılandığında, belirlemiş olduğu ihtiyacı hakkında pişmanlığa kapılır, belirlememiş olmayı temenni eder durur. Yardım, Rahman kaynaklı bir rahatlatmadır (teneffüs). Varlıklardaki ilahi yardım ise, doğal ve artan bir şeydir. Doğal olan, zatın varlığı ve kendisindeki bir acının uzaklaştırılması için ihtiyaç duyulan şeydir. Artık olan ise, buna ilave olup gerçekte kendisine gerek duyulmayan şeylerdir. - Muhyiddin Arabi
.
.
O'na dua ettiğin zaman, O'ndan duanın kabulünü iste: çünkü O, kendisinden icabet istemeyenlerin duasına icabet etmez. Eğer icabet istemeden sadece dua ederse, bu dua etmemiş olmaktan farksızdır. - Muhyiddin Arabi
Not: 'Seher vaktini'de değerlendirmeyi unutma..
Bu seher vakti esen rüzgar, Hakk aşıklarının gönüllerindeki sırlara aşinadır. Bu uğurlu zamanda sen de uyuma. Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı değildir! İki cihanın halkına, ilahî bir lütuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde açıktır. Fırsatı kaçırma, yatıp uyuma! - Celaleddin-i Rumi
28 Mayıs 2025 Çarşamba
‘Umut’, insanı yıkılmayan bir ‘kale’ yapar.. Yüce Allah şöyle dedi; Hicr 56 ‘’De ki: Sapmışlar dışında Allah’ın rahmetinden kim umut keser?’’.. Demek ki içteki ‘umudumuzun’ miktarı ‘doğru yolda’ olmamızla doğru orantılı.. Zira güçlü bir inanç kişinin umutsuz olmasına izin vermez, bu nedenle Rumi şöyle diyor; ‘’Kurtuluş ümidi içteki imandan gelir. İman zayıflığından da ümitsizliğe, iç sıkıntısına uğrarsın..’’ Yüce Allah Kur’an’da, O’nun rahmetinden asla ‘umudu kesmememizi’ söyledi(Zümer 53-Hicr 56-Yusuf 87). Çünkü ‘umut’ kavramı insana mucizeler yaşatır.. Bu konuda 1950 lerde Harvard üniversitesinde Dr. Curt Richter tarafından yapılmış bir deney var. Deney şu: Dr. Richter farelerin suda boğulmadan ne kadar dayanabileceklerini denemek için fareleri suya bırakıyor. Fareler yaklaşık 15 dakika boğulmamak için savaşıyorlar ama 15. dakikadan sonra boğuluyor hepsi. Bu deneyler böyle sürüp gidiyor. Bir süre sonra şöyle yapmaya karar veriyor, fareleri suya bıraktıktan sonra 15. dakikalara erişirken fareler boğulmadan onları sudan çıkartıyor ve farelerin birkaç dakika nefeslenmesine izin veriyor ve sonra tekrar suya bırakıyor.. Kurtulacaklarına dair umuda kapılan fareler, bu sefer boğulmuyor, saatler geçiyor, 15 dakika bile dayanamayan fareler tam olarak 60 saat yani neredeyse 2,5 gün dayanıyorlar suyun içinde. Başta 15 dakika bile dayanamayan fareler, kurtulacaklarına, tekrar suyun içinden çıkarılacaklarına dair bir ‘umut besledikleri’ için dayanma güçleri tam 240 kat(60 saat/15 dakika) artıyor.. İşte ‘küçücük bir umut’ bir canlının içindeki dayanma gücünü 240 kat arttırıyor.. Bu deney bana göre, bir canlının hayatını hiçe saydığı için oldukça zalimce ve yapılmamalıydı ama katıksız bir gerçeği göstermesi açısından da insanlara ibret olacak bir şey.. Peki ne oldu da fareler 15 dakika yerine 60 saat dayanabildiler? Birkaç dakika için sudan çıkarıldıklarında zihinlerinde onları sürekli aşağıya çeken ‘umutsuzluk’ hali, ‘kurtuluş ümidine’, ‘iyi düşünceye’ dönüştü olan bu.. Yani umudun varsa 240 kat daha güçlüsün.. Rumi bitirsin; ‘’Umut, hiç bitmeyen bahar mevsimidir. İçine kar da yağar, fırtına da kopar ama çiçekler hep açar..’’
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
5 Mayıs 2025 Pazartesi
Bilge Shri Ravi Shankar diyor ki; ‘’İnsanlar arasında 3 çeşit iletişim şekli vardır.. Kafadan-kafaya(sesle), kalpten kalbe(birlikte şarkı söylerek), ruhtan ruha(sessizlikten sessizliğe).. Egonu, benliğini sağlam tutmak için en güvenli iletişim şekli kafadan-kafayadır, yani sesli iletişimdir, bu şekilde benliğine, kibrine sağlam bir şekilde tutunursun.. İnsanlar birlikte şarkı söylediklerinde ise iletişim ‘kalp seviyesine’ iner, egodan, kibirden kurtulurlar, bu nedenle birlikte şarkı söyleyebilmek kişilerin ilişkilerinde, iletişimlerinde çok fayda sağlar, çünkü ‘kalp seviyesinde’ iletişim kurabilirler.. Üçüncü iletişim şekli olan ‘ruhtan ruha’ ise ‘sessizlik’ yoluyla gerçekleşir, bu iletişim tarzına örnek olarak bir kişinin spiritüel öğretmeni(Guru) ile bir arada bulunduğunda, sessizlikte aklında olan bütün soruların yok olması verilebilir..’’ Yani insanlar 3 şekilde birbirleriyle iletişim kurarlar ego-benlik(kafadan-kafaya ses ile) ile, kalp ile(birlikte şarkı söyleyerek), ruh ile(sessizlikte).. İnsanlar her zaman iletişim halindedirler, bu iletişim çoğu zaman yanyana olmayı gerektirmez.. Rumi’nin dediği gibi ‘’Gönülden gönüle pencere vardır’’, işte bu Shri Ravi Shankar’ın söylediği iletişim şekillerinin en üstün olanı, ‘ruhtan ruha’ olan iletişimdir.. Maalesef ki ‘ruhtan ruha’ olan iletişimi insanların çoğu farketmezler, hissetmezler. Çünkü taşıdıkları negatif duygular nedeniyle(hırs, kıskançlık, öfke, intikam, kin, tüm negatif duygular) gönül aynalarının üzerini ‘pas’ kaplamıştır.. Bu nedenle de diğer ‘gönüllerden’, kendi ‘gönül aynalarına’ düşen mesajları farketmemektedirler.. Rumi bu konuda şöyle diyor; ‘’Kalp aynası tozdan kirden arınmış ve tertemiz olursa, su ve toprağın dışında nakışlar görürsün.. Gönül penceresi geniş ve camları da tertemizse, hiçbir vasıta olmadan Allah’ın nuru kalbe ulaşır.’’.. Yani tertemiz bir ‘gönül aynasına’ sahip olmak hem ilahi sistemle, hem de tüm yaratılmış gönüllerle ‘iletişim hâlinde’ olmak demek.. Kalbini tüm ‘negatif duygulardan’ temizle, ‘gönül aynan’ ancak bu şekilde parlar! Ve Rumi’nin şu sözünü unutma; ‘’Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir..’’
.
.
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
31 Mart 2025 Pazartesi
Tek bir insana bile ‘kötülük’ yaparken ‘düşünmek’ lazım, çünkü ‘her insanın’ Yüce Allah tarafından atanmış ‘koruyucuları’(izleyenleri) vardır.. Rad 11 ‘’O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri (takipçileri) vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-koruyorlar..’’ Yani yaratılmış olan her şeyin bir ‘Sahibi’(Rahman) var, ona göre ‘davranmak’ lazım.. Şimdi bu konuda ünlü bir hikayeye bakalım; ‘’Vakti zamanında bir derviş berbere gidip, "Vur usturayı berber efendi!" der ve berberden saçlarını kazımasını ister. Berber, dervişin isteği üzerine onun saçlarını kazımaya başlar ve bir tarafı bitirip tam diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı kapıdan içeri girer. Kabadayı doğruca dervişin yanına gidip, kafasının kazınmış tarafına sert bir tokat atar; ‘’Kalk bakalım kabak! Kalk da tıraşımızı olalım!’’ diye bağırır. İnsanlardan gelen her şeyin Hakk’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli olarak derviş ile alay eder. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla gelerek kabadayıyı altına alır ve onu metrelerce sürükler. Arabanın oku göğsüne saplanan kabadayı oracıkta feci şekilde can verir. Gürültüyü duyup hızla dışarı fırlayan berber, gördüğü manzara karşısında afallayarak dönüp dervişe bakar ve sorar: ‘’Biraz fazla olmadı mı derviş efendi?’’ Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir: ‘’Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var; O gücenmiş olmalı!’’.. İşte böyle.. Her yaratılmışın bir ‘Sahibi’ olduğunu düşünerek davranmak lazım.. Rumi bitirsin; ‘’Olgun kişilerin kıblesi sabırdır, tahammüldür. Hiddete kapılıp, hiç kimseyi çiğneme ki, seni de kimse çiğnemesin!’’
.
.
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
7 Şubat 2025 Cuma
Öfke sana ‘içerden’ geliyor.. Üzüntü sana ‘içerden’ geliyor.. Endişe sana ‘içerden’ geliyor.. Korku sana ‘içerden’ geliyor.. Zihnine bütün sıkıntı veren düşünceler ‘içeriden’ geliyor.. Yani ‘dert’ sana ‘içerden’ geliyor.. Dıştaki olaylara olan ‘bakış açın’ ruh halini belirliyor.. Oysa ki dışarıdaki olaylara yaklaştığın ‘duyguyu’ sen belirliyorsun, olayın kendisinin sana bir duygu dikte etmeye ‘imkanı’ yok.. Bir kişinin başına bir kötü bir olay geldi diyelim kişinin düşmanları bu olaya sevinir, kişinin sevdikleri ise bu olaya üzülür.. Ama olay aynı olay, peki neden bu olayın insanlarda yarattığı duygular farklı farklı? Çünkü bu farklı duyguları tetikleyen şey, kişilerin olaylara olan ‘kendi bakış açıları’.. Kişi olayı ‘nasıl görmek’ istiyorsa olaya ‘öyle’ bakıyor.. Yani kendini acıya, sıkıntıya, üzüntüye, korkuya, bütün ‘negatif’ duygulara ‘layık gören’ sensin.. Bu duyguların içinde ‘filizlenmesinede’ izin veren sensin.. Dıştaki olaylar ‘nötr’, bu demek oluyor ki olaylara hangi ‘duygu’ ile yaklaşmayı seçtiysen, aynı zamanda o ‘duyguyu’ kendin için ‘seçmiş’ oluyorsun. Bu nedenle Rumi şöyle diyordu; ‘’İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.’’ .. Bilgelerin öğütlerini dinle ve dıştaki olaylara yaklaştığın ‘duyguyu’ akıllıca seç!
İyi şeylerden başka bir şey düşünme! Çünkü düşünce, suret dokumasının ipliğidir. Güzelleşen ve iyi olan düşünceden doğan her suret, güzeldir. Bir adam belada safa görürse, bela tatlılaşır. Hasta, iyileştiğini görünce ilaç, kendine hoş gelir. Kötüye yormak ve kuruntu yapmak insanı derdi yokken bile hasta eder. Onun için olaylara iyi bak. Sen kötü düşünceyi zehirli tırnak gibi bil. Bu tırnak derinleştikçe can yüzünü tırmalar.
Celaleddin-i Rumi
Ağladı adamın biri gece boyunca hasta başında. Gün ağarınca öldü ağlayan adam; kendine geldi hasta.
Sadi Şirazi
İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıklarıdır.
Epiktetos
Kuruntu derdin yarısı, sükunet devanın yarısı, sabır ise şifanın yarısıdır.
İbn-i Sina
.
.
Ademoğlu, hayalle gelişir. Hayalleri güzelse onunla rahat bir hale gelir.. Yok... Eğer gözüne kötü hayaller görünürse ateşten eriyen mum gibi erir gider. Yılanların, akreplerin içinde bile olsan Tanrı, seni güzel hayallerle avutursa, yılanlar, akrepler sana munis olur. Çünkü , hayalin, kötü şeyleri altın yapan bir kimyadır. Sabır, güzel hayallerle tatlılaşır. Çünkü her şeyden evvel içinde bulunduğun sıkıntıdan kurtulma hayaline düşersin. O kurtuluş ümidi, içteki imandan gelir. İman zayıflığından da ümitsizliğe, iç sıkıntısına uğrarsın.
Celaleddin-i Rumi
.
.
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
3 Ekim 2024 Perşembe
Yunus Emre dedi ki ‘’Yaratılmışı hoş gördük,Yaratandan ötürü..’’ Rumi dedi ki ‘’Anlamak bilmek, bilmek affetmektir’’.. Buddha dedi ki ‘’Affettiğinde iyileşirsin. Kötü duyguların gitmesine izin verdiğinde büyürsün’’.. Dünya’nın en batısından en doğusuna çağlar boyunca hakikat sırrına ermiş tüm alimler ‘affetmeyi’ öğütlediler.. Çünkü ‘affetmenin’ içinde ‘çok büyük bir sırrı’ taşıdığını biliyorlardı, ‘kefaret’..(Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Emrah Eryılmaz-Hakikat Planı sayfa 120- #reklam değil tavsiye, severek okuduğum bir kitap). Yüce Allah diyor ki Hud 114 ‘’Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir..’’. Bu iyiliklerin kötülükleri gidermesi yasası çok büyük bir yasadır.. Yaptığımız ‘iyi’ ameller bizde bulunan mevcut günahların ve topladığımız kötü karmanın yok olmasına neden olurlar.. Bu iyi davranışların en büyüklerinden biri ‘affetmektir’ ki Kur’an’da Yüce Allah ‘affetmenin’ bir ‘kefaret’ sistemi olduğunu söylüyor bize.. Ve konunun affetmek, bağışlamak üzerine olduğu bir ayette Yüce Rahman şöyle diyor; Maide 45 ‘’Kim onu bağışlar da ‘kısas hakkından vazgeçerse’ artık o kendi ‘günahları’ için kefaret olur..’’ Yüce Rahman kişinin maruz kaldığı ‘negatif’ bir olayı/durumu ‘affetmesinin’, kendi ‘günahları’ için bir ‘kefaret’ oluşturduğunu söylüyor.. Yüce Allah, ‘affetmenin’ kişide bulunan ‘mevcut’ günahların ‘affedilmesini’ sağladığı konusunu şu ayette pekiştiriyor; Nur 22 ‘’Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?’’.. Yüce Allah açıkça bu ayette insanın yaşadığı negatif davranışları/durumları ‘affetmesinin’ onun günahlarının ‘affedilmesi’ için bir yol olduğunu söylüyor.. Yani kişinin ‘affetmesi’ kendi günahları için bir bağışlanmadır, ‘kefarettir’(maide 45).. Yani prensip basit ‘affedilebilmek’ için ‘affetmek’ gerekiyor, bu hakikat sırrına ermiş alimlerin çağlar boyunca bildiği bir sırdı.. Bu nedenle Yüce Allah bize birçok ayette affetmeyi öğütlüyor ki bu ‘kendi iyiliğimiz’ için.. A’raf 199 ‘’Sen affetmeyi esas al, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir..’’
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
10 Eylül 2024 Salı
Satürn vedik doğum haritasında finansal zorlukların, depresyonun, hastalığın temsilcisidir.. Satürn’ün dıştaki fiziksel temsilcisi ise ‘kirdir’.. Bir yer(ev-iş) ‘kirlenmeye’(Satürn) başladı mı, bu orayı Satürn konularının(finansal zorluklar, hastalık, depresyon) yavaş yavaş işgal etmesi demektir.. Kişinin bulunduğu ortam ‘kirliyse’ kişinin hayatında Satürn temaları(finansal zorluklar-hastalık-depresyon) aktive olmaya başlar.. Bu nedenle her ne şartta olursa olsun ‘temiz’ olmak gerekiyor.. Temizliğin temsilcisi ise ‘Venüs’tür.. Venüs kişisel hijyen ve yaşam alanının hijyenidir.. Venüs’ün temsil ettiği diğer konular ise eğlence, hayatın zevkleri, konforlu yaşam, dünya nimetlerinden faydalanmaktır.. Yani kişi ‘temiz’(Venüs) olunca kişinin hayatından aldığı zevk artar, nimetleri çoğalır, hayatı daha konforlu hale gelir. ‘Kir’(Satürn) görünce hemen bundan arınmak(Venüs), temizlenmek(Venüs) gerekiyor, çünkü ‘kiri’(Satürn) devam ettirmek kişinin hayatında Satürn(finansal zorluklar-depresyon-hastalık) temalarını aktive ediyor.. Buraya kadar anlattığım ‘fiziksel temizlikti’.. Şimdi gelelim ‘asıl temizliğe’, yani ‘için temizlenmesine’.. Kalbinde Satürn(haset, hırs, intikam, kıskançlık, tüm negatif duygular) temalarını biriktiriyorsan kalbine körlük/hastalık(Satürn) geliyor demektir.. Kalbin bu kirler(Satürn-negatif duygular) nedeniyle ‘kör’ olur ve ‘saparsın’, zira Yüce Allah şöyle diyor; Hac 46 ‘’Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları olsun? Doğrusu, baştaki gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur.’’.. Satürn(haset, öfke, hırs,tüm negatif duygular) kalbini ‘körleştirir’, çünkü ‘kir’(Satürn) kalp gözünü kapatır.. Yine çare Venüs.. Venüs vedik astrolojide ‘bhakti’dir yani Allah aşkı ve ‘arınmak’(zekat).. Yüce Allah’ın Kur’an’da tavsiye ettiği ‘zekat’ kelimesinin bir anlamı da ‘arınmaktır’(Venüs), hem maddi hem manevi kirlerden(Satürn).. Dıştaki kirlerden(Satürn) arınırsan(Venüs) fiziksel bedenine ve hayatına hastalık(Satürn) gelmez, içteki kirlerden(Satürn) arınırsan(Venüs) kalbine hastalık(Satürn-kalp körlüğü) gelmez, ‘doğru yolda’ kalırsın..
.
.
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
20 Ağustos 2024 Salı
Vedik astrolojiye göre İkizler, Terazi, Kova burçları ‘hava’ elementine mensupturlar.. Bu insanlar seyahat etmeyi çok severler, tıpkı rüzgarın(hava) aynı yerde sabit duramaması gibi hava elementine mensup insanlar da sık sık seyahat etmek isterler.. Bu nedenle de vedik astrolojide bu 3 burç ‘yerleşim’ yerlerini ve insanların birbiriyle etkileşimlerini temsil ederler. İkizler burcu ‘şehirleri’ temsil eder. Terazi burcu uzak yerlerle, uzak ülkelerle olan ‘ticareti’ temsil eder. Kova burcu ise vedik astrolojiye göre ‘yurtdışını’ temsil eden burçtur.. Yani söz konusu hava olduğunda(İkizler, Terazi, Kova) genel temalar seyahat etmek, uzak yerlere gitmek, yabancı kültürlerle iletişim kurmaktır.. Vedik astrolojiye göre İkizler, Terazi, Kova insanları tıpkı akıp giden rüzgar(hava) gibi özgürlüklerine düşkün, seyahat etmeyi seven, yabancı kültürleri tanımayı seven insanlardır..
Erdem
Not: Bu verdiğim bilgiler kimler için geçerli? Vedik astrolojiye göre İkizler, Terazi, Kova burçları – Yükselen İkizler, Terazi, Kova olanlar – Ay burcu İkizler, Terazi ya da Kova olanlar – En az 3 gezegeni hava burçlarında yerleşmiş olanlar
©Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
13 Ağustos 2024 Salı
Sabır inanılmaz bir ‘kimyadır’, çünkü elmasa, yakuta, zümrüte dönüştürür ‘taşları’(Bakara 24).. Yüce Rahman, Asr suresinde ‘sabır’ için şöyle diyor; Asr 1-3 ‘’Asra andolsun; Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.’’ Yüce Rahman burada Hakk’ın(gerçek) ve sabrın yakın ilişkisini vurguluyor.. Bu nedenle Rumi şöyle diyor; ‘’Asr suresinin sonunu dikkatlice oku da bak. Allah o surede sabrı hakla beraber andı, sabrı hakka eş etti. Yüz binlerce kimya yarattı ama insan sabır gibi bir kimya görmedi.’’ Peki sabretmek neden önemli? Çünkü sabır bu sistemde her kapıyı açabilen ‘en güçlü’ anahtar.. Çünkü sistem ‘zaman’ ve ‘mekan’ üzerine kurulu.. En’am 67 ‘’Her haberin gerçekleşeceği bir zaman/mekân vardır. Yakında bileceksiniz.’’ Yani her olay ancak ‘zaman’ ve ‘mekân’ şartının bir araya gelmesiyle vuku bulabiliyor ilahi sistemde..Sabır işte bunun için önemli, istediğin bir konu için her türlü çabayı gösterebilirsin ama onun gerçekleşmesini ‘bekleyecek’(zaman) sabrın yoksa sonuç ‘hüsran’ olacaktır.. Bu nedenle Hintli alim Kabir şöyle diyordu; ‘’Bahçivan, ağaca 100 kova su da verse meyve ancak mevsiminde çıkacaktır..’’ Yani bir işe ne kadar efor sarfettiğin önemli değil, önemli olan bu işin olması için gereken sabrı gösterebiliyor musun? Bugün domates tohumu ektin diye ertesi gün domates toplayamazsın, ‘sabır’ gerek.. Hayat sınavında ‘zorluklara’ karşı da durum böyle, Rumi diyor ki ’’Sabretmek insanın içini açar, gönlünü ferahlatır. Eğer tamamıyla zorluklara daldınsa, daralıp kaldınsa sabret. Çünkü sabır rahatlığın, genişliğin anahtarıdır. Dileği, isteği sabır elde ettirir. Tohum toprak içinde gizlendiği, zahmetlere katlandığı için bahçe yeşerir, güzelleşir. Gam ve kederin anahtarı sabırdır. Amaca sabırla varılır. Acele ile değil.’’ Sabırla ‘mücevhere’ dönüşürsün, ‘taş’ olmaktan kurtulmak gerek..‘Üzüm’ yerine ‘koruk’ yememek için de sabırla her şeyin ‘vaktini’(En’am 67) beklemek gerek, Rumi bitirsin; ‘’Her şey vaktini bekler, Ne gül vaktinden önce açar, Ne güneş vaktinden erken doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir.’’
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
11 Ağustos 2024 Pazar
Dr. Neil Tyson diyor ki; ‘’Ormanda bir ağaç kesilip sadece kökü kaldığında, hemen ormandaki diğer ağaçlar bu tahrip olmuş ağaca kendi kökleriyle ulaşıp,ağacın hayatını kurtarmak için ona su, şeker ve onlarca besleyici madde gönderirler. Diğer ağaçlardan gelen bu yardım, ağacın kalan kısmını yüzyıllarca ayakta tutar ve kendini yenilemesini sağlar. Hatta ağaçlar bunu ormandaki tüm türlere yapar. Peki neden böyle davranıyorlar? Çünkü ormanın genel sağlığının kendi sağlıklarını da doğrudan etkileyeceğini çok iyi biliyorlar,bu nedenle ormanda ‘düşeni’ her zaman ayağa kaldırıyorlar.’’ Ağaçlardaki bu davranış, hayvanlarda da var, bir yer de ise çok daha az.. İnsanlar.. Yüce Rahman şöyle diyor; Lokman 28 ‘’Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz tek bir nefsinki gibidir.’’. Tüm insanlık=‘Tek Bir Nefs’.. Hepimiz biriz.. Maide 32 ‘’Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur’’. Yüce Rahman burada tek bir insanın ölmesini ‘tüm insanlığın’ ölümü sayıyor ki, bu da tüm insanların ‘Bir’ olduğunu gösteriyor.. Ne yazık ki insanlar bunun ‘ağaçlar’ kadar farkında değiller.. Biri düştü mü eğer ona yardım etmezse kendinin de ‘düşeceğinin’ farkında değil insan..Hatta günümüzde başkasının sıkıntıya düştüğünü görmekten zevk alanların sayısı azımsanamaz bir durumda.. Ama unuttukları bir şey var, ‘yan ağaç’ kurursa durum sırayla ormandaki tüm ağaçlara sirayet edecek.. Bu nedenle Rumi şöyle diyor ‘’İnsanoğlu birbirlerinin uzuvlarıdır. Çünkü hepsi aynı cevherden yaratılmışlardır. Eğer uzuvlardan biri hastalanırsa, diğer uzuvlarda huzur ve rahat kalmaz’’. Bu nedenle Yüce Allah sadakayı, zekatı, yardımlaşmayı öğütlüyor, sen bunları ‘kendi ormanın’ için yapıyorsun ki, diğer ‘ağaçlar’ kurursa sende kurursun..Yani Yüce Allah bunca yardımlaşmayı, sadakayı, zekatı, iyilik yapmayı öğütlerken aslında bunu ‘kendi iyiliğin’ için öğütlüyordu.. Çünkü; Casiye 15 ‘’Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir.’’.. Nazım Hikmet bitirsin; ‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.. Bu hasret bizim..’’
© Kadim Astroloji Analisti-Erdem Çalışkan
24 Temmuz 2024 Çarşamba
Doğanın her bir öğesi vedik astrolojiye göre bir gezegenin ve burcun kontrolündedir. Mesela vedik astrolojiye göre Kova burcunda büyük sarp karlı dağlar bulunur, bir kişinin vedik doğum haritasında Kova'nın yöneticileri olan Satürn ve Rahu güçlü bir şekilde yerleşmişse ya da kişinin vedik astrolojiye göre Yükseleni ya da Ay'ı Kova burcunda yerleşmişse, ya da bir kişinin vedik astrolojiye göre Kova burcunda en az 3 tane gezegeni varsa kişi kışı çok sever ve karlı dağları oralarla ilgili her türlü aktiviteyi sever. Vedik astrolojiye göre Balık burcunda denizler, okyanuslar bulunur aynı zamanda denizlerin yönetici gezegeni Ay'dır. Bu ne demek oluyor? Kişinin vedik doğum haritasında Ay güçlü bir yerleşimdeyse kişi denize, denizle ilgili her şeye bayılır, aynı zamanda kişinin vedik astrolojiye göre Yükseleni ya da Ay'ı Balık burcundaysa ya da en az 3 gezegeni Balık burcundaysa kişi için 'deniz' vazgeçilmez olacaktır, her daim yüzmeyi ve denizde vakit geçirmeyi sever. Vedik astrolojiye göre Yengeç'te ise ırmaklar bulunur, ırmakları çok sevenler vedik doğum haritasında güçlü Yengeç vurgusu barındıranlardır. Vedik astrolojiye göre Başak'ta tarlalar, bağlar, bahçeler bulunur, tarımla uğraşmayı sevenler, güzel bahçelerde vakit geçirmeyi sevenler de vedik astrolojiye göre güçlü Başak vurgusu vardır.. Vedik astrolojiye göre Akrep'te göller, kuyular, bataklıklar bulunur, Akrep'in yöneticileri olan Mars ve Ketu'da bunların yöneticisidir. Özellikle göllere ilgi duyan insanlar, göl yanında vakit geçirmeyi sevenler vedik doğum haritalarında güçlü Akrep vurgusu taşırlar.. Vedik astrolojiye göre Aslan'da geniş ormanlar ve orta büyüklükte dağlar bulunur.. Ormanları çok sevenler, ormanda vakit geçirmek isteyen insanların vedik doğum haritalarında güçlü Aslan etkisi mevcuttur aynı zamanda Aslan’ın yöneticisi Güneş, Koç burcunda yüceldiği için vedik astrolojiye göre güçlü Koç vurgusuna sahip insanlar da orman sevgisi güçlü olarak görülecektir.. Güneş’in yükseleninizde(1.ev) yerleşmesi dahi sizin bir ‘orman tutkunu’ olmanıza neden olur.. Yani neyi sevdiğiniz, nerede bulunmaktan hoşlandığınız dahi vedik doğum haritanızdan bağımsız değildir..
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
7 Temmuz 2024 Pazar
15 Nisan 2024 Pazartesi
13 Nisan 2024 Cumartesi
17 Mart 2024 Pazar
25 Şubat 2024 Pazar
31 Ocak 2024 Çarşamba
28 Kasım 2023 Salı
14 Eylül 2023 Perşembe
2 Eylül 2023 Cumartesi
‘’Zen ustaları Tanzan ve Ekido bir zamanlar çamurlu bir yolda birlikte seyahat ederken şiddetli bir yağmur bastırdı. Yolda yürüyemeyen ipek kimonolu ve kuşaklı güzel bir kızla karşılaştılar. Tanzan kızı kollarına alarak çamurlu yolu geçmesine yardım etti. Ekido, o gece bir konaklama tapınağına varana kadar bir daha konuşmadı. Sonra artık kendini tutamadı. Tanzan’a “Biz keşişler kadınlara yaklaşmayız.” dedi, “Özellikle genç ve sevimli olanlara. Bu tehlikelidir. Neden bunu yaptın?” Tanzan şöyle cevap verdi “Ben kızı orada bıraktım. Sen hala taşıyor musun?”. Var olan her şey, her insan, her durum yalnız sen onu zihninde ‘taşırsan’, hayatında var olabilir. Zihninin içinde olmayan şey ‘yok hükmündedir’, hayatında hiçbir şekilde var olamaz. Kızgınlık, acı, üzüntü, kin, nefret, bunları zihninde ‘taşıdığın’ için hala hayatında ‘var oluyorlar’, zira hayatı zihninin içinde yaşıyorsun, dışarıda ‘gerçek bir şey’ yok ki. Biz sadece ‘düşünceden’ ibaretiz. Rumi diyor ki ‘’Ey kardeş! Sen ancak bir düşünceden ibâretsin, ondan başka neyin varsa kemiktir, kıldır.’’. Tüm evren, tüm hayat zihnimizin içinde.. Milyar dolarların olsa da, en güzel imkanlara sahip olsan da, hayatta her şeyi başarmış olsanda ‘zihninin’ içindeki bir huzursuzluk, bütün hayatını mahvediyor, hayatının tadı tuzu kalmıyor. O zaman ne işe yaradı bunca imkan? Demek ki gerçek mutluluk ‘içeride’, mutluluk dışarıda hiç var olmadıki. Ve mutlululuğun çok basit bir sırrı var, ‘güzel düşünmek’ ve iyi düşünceleri zihinde devamlı olarak tutmak. Çünkü zihnindeki düşünce ne ise yaşamın o düşüncenin ‘rengini alır’. Rumi diyor ki ‘’Gül düşünür, gülistan olursun. Diken düşünür, dikenlik olursun.’.. Yani zihninde sürekli kızgınlık, acı, üzüntü, kin, nefret gibi duyguları barındırıyorsan dıştaki imkanların mükemmel olsa bile ‘dikenlikte’ yaşamak zorunda kalırsın, çünkü hayat ‘zihninde’.. Bu nedenle kadim öğretiler her zaman ‘affet’, kinden uzak dur, kızgınlık duyma, ayıp ört derler, bunları kişiyi üzmüş insanların iyi olması için mi derler? Hayır, kişinin kendisi için derler, çünkü kişi bu duyguları içinde tuttuğu sürece ‘dikenlikte’ yaşayacaktır, isterse milyar dolarları olsun..
.
.
''İyi şeylerden başka bir şey düşünme! Çünkü düşünce, suret
dokumasının ipliğidir. Güzelleşen ve iyi olan düşünceden doğan her suret,
güzeldir. Bir adam belada safa görürse, bela tatlılaşır. Hasta, iyileştiğini
görünce ilaç, kendine hoş gelir. Kötüye yormak ve kuruntu yapmak insanı derdi
yokken bile hasta eder. Onun için olaylara iyi bak. Sen kötü düşünceyi zehirli
tırnak bil. Bu tırnak derinleştikçe can yüzünü tırmalar.'' - Celaleddin-i
Rumi
.
.
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan
23 Ağustos 2023 Çarşamba
Konfüçyüs öğrencilerine ders veriyordu, sağ elinde bir vazo vardı. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi; Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir. Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı: ‘’Elimi çıkaramıyorum!’’ Konfüçyüs; ‘’Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen, elini çıkaramazsın’’ dedi. Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı. Elini vazodan çıkardı. Konfüçyüs’e sordu: ‘’Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?’’ Konfüçyüs, ‘’Nasıl olacağını göstereyim’’ dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı. Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki: ‘’Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Hayatın akışında ulaşmak istediklerinize onları yakalamaya çalışarak değil, onların size gelmelerine izin vererek ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir.’’ İstediklerine ulaşman için en büyük engel ‘kendi arzundur’. Arzun istediğin şeyle her daim arana girer. Bu kuantum çift yarık deneyinde başlarında bir gözlemci olduğunda olması gibi hareket etmeyen quarkların halidir, ‘gözlemleme’ arzun bile doğanın olduğu gibi çalışmamasına, isteklerini elde etmene engel olur. Bilge Epiktetos diyor ki ‘’Dar ağızlı bir kaptan incir ve fıstık almaya çalışan çocukların başına şöyle bir şey gelir. Eğer ellerini doldururlarsa, kaptan çıkaramazlar ve ağlamaya başlarlar. Elindeki birkaç şeyi bırakırsan, bir şeyleri çıkarmayı başarırsın. Arzular için de aynısı geçerlidir.’’ O şeyi elde etmeye olan arzun, o şeyin gerçekleşmemesinin ana nedenidir. Herşeyi akışına bırak ve arzudan arın işte o zaman istediğini kolayca elde edersin.
© Kadim Astroloji Analisti - Erdem Çalışkan